250 TL üzeri siparişlerinizde Ücretsiz Kargo
250 TL üzeri siparişlerinizde Ücretsiz Kargo

Beslenme ve Diyet Trendleri

Beslenme ve Diyet Trendleri
4 Haziran 2017 MaçaValesi

Beslenme trend meselesi değil, sağlığımızın temel taşlarından. Ama haberler nedense bizim sürekli kafamızı karıştırıyor. Bu nedenle beslenme ile ilgili konular da moda gibi trend haline dönüştü ne yazık ki. Önceleri “kolesterol yapar” denilen yumurta için “çok sağlıklı” denildiği, “sık sık ama az ye” diyen diyetistlerin “ben öyle bir şey demedim” dediği zamanları yaşıyoruz. İşin ilginci, 3 ay sonra bambaşka şeyler söyleniyor da olabilir. Bu yazıda size moda gibi sunulan diyet trendlerinden, üç ayda bir değişen önerilerden, south beach, flexitarian, weight watchers, volumetrics gibi yeni “moda” diyetlerden bahsetmeyeceğiz. Bunun yerine, beslenme üzerine biraz daha bilim destekli, yeni gelişen fikirlerden bahsedeceğiz. Başlamadan önce uyaralım: Amacımız size kısa bir yazıda biraz bilgi verebilmek. Detaylı olarak araştırıp doktorunuza danışmadan karar vermeyin.

Az Ye, Çok Yaşa!beslenme ve diyet marul

Öncelikle pek bilinmeyen şu teoriye değinmeden geçemeyeceğiz: Kalori alımınızı ne kadar düşürürseniz, ömrünüzü o kadar uzatırsınız. Evet şu videoda da görebileceğiniz gibi, ünlü fizikçi Michio Kaku yaşlanmayı geciktirme ile ilgili bu videosunda, insan hariç tüm canlı türlerinde yapılan testlerde, tükettiği kalori düşürülen canlıların daha uzun yaşadıklarını ortaya koyuyor. O zaman ilk yapmamız gereken şey: az yemek!

Az yemek demişken; yapılan araştırmalar artık şunu gösteriyor ki, planlı açlıkların sağlımıza oldukça fazla faydaları bulunmakta. Bilim adamları tarafından, düzenli açlık seanslarının, kolesterol, kan basıncı ve insülin direncinde iyileşmeye yaradığı ortaya konmakta. Hatta USC’ den Dr. Valter Longo, yaptığı araştırmada 2-4 günlük açlık seanslarının bağışıklık sistemi hücrelerini tamamen yenilediğini ve yaşlılık, kemoterapi, vb kaynaklı hücre hasarlarını azalttığını ortaya koymuş. Planlı açlığın kanser ve MS hastaları üzerindeki etkisi hakkında da ciddi araştırmalar yapılmakta. Oruç yerine planlı açlık dememizin önemli bir sebebi var: Su tüketimi oldukça önemli ve açlık sırasında normalden fazla su tüketmeniz gerekmekte. Konuyla ilgili bu TEDx konuşması konuya iyi bir giriş olabilir. İlginizi çektiyse özellikle İngilizce oldukça fazla kaynak bulabilirsiniz internette

Slow Carb? Low Carb? No Carb?

İşte bütün mesele bu. “Ne çektiysek bu karbonhidrattan çektik” diyen kesim artık çoğalmaya başladı. Bilim dünyasında da artık bu böyle diyebiliriz. Çünkü aslında karbonhidrat, vücudun dışarıdan alması gereken bir besin değil, çünkü kendisi üretebiliyor. Sıfır karbonhidrat tüketerek yaşayabiliriz ama yağ ve protein olmadan yaşayamayız. Karbonhidratın yerini yağ mı dolduracak protein mi peki?

 

Tim Ferriss tarafından The 4-hour Body kitabında ortaya atılan Slow-carb diyetine göre, karbonhidrat olarak sadece kana yavaş karışan türler – baklagiller – tüketilmeli, diğer karbonhidratlar kesinlikle tüketilmemeli, beslenme protein ağırlıklı olmalı. Bu diyetin en güzel tarafı da haftanın bir günü istediğiniz kadar ve istediğiniz her şeyi yemeniz 😁

Diğer bir yaklaşım ise, karbonhidratın yerini yağın aldığı ketojenik diyet. Ketojenik diyette beslenmenin yaklaşık %5 i karbonhidrat, %25-35 i protein, %60-70 i yağdan oluşmakta. Şaşırdınız değil mi? Şaşırmayın. Aslında ketojenik diyet, vücudun açlık sırasında başvurduğu enerji üretme yöntemi olan karaciğerde yağ yakımı metabolizmasını çalıştırarak yağ yakmanızı sağlıyor. Diğer bir deyişle yakıt değiştirmiş, şeker yerine yağ yakmaya başlamış oluyorsunuz. Ketojenik diyet son zamanlarda popüler olmaya başladı belki ama yeni bir şey değil. Nitekim 20. yüzyıl başlarından beri epilepsi hastalarının tedavisinde başarıyla uygulanan bir beslenme şekli.

Ketojenik Beslenmebeslenme ve diyet zeytinyagi

Vücudun, karaciğerde yağ yakarak ketonlar ürettiği duruma ketosis deniyor. Ketosise ulaşmak bir anda olmuyor maalesef. Ketojenik beslenmeye başladıktan 1-3 hafta sonra ketosise girebiliyor vücut. Öncesinde ketosise ne kadar çok girdiyse o kadar kolaylaşıyor tekrar adapte olması. Bu nedenle ketojenik beslenme uzun süre aksatmadan devam ettirilmesi gereken bir beslenme türü ne yazık ki.

Ketojenik beslenmenin birçok faydası kanıtlanmış durumda. İnsülin salgılanması minimuma indiğinden kan şekerinin kontrolü çok daha kolay olmakta. Zihinsel performansta ve odaklanmada ciddi artış olmakta. Ayrıca ketojenik beslenmenin HDL nin (iyi kolesterol) artışına, LDL (kötü kolesterol) ve insülin direncinin düşmesine yaradığı bilinmekte. Dayanıklılık gerektiren sporlarda (uzun mesafe koşusu, bisiklet, triatlon, vb) fiziksel performansı da ciddi anlamda arttırdığı görülmüş. Epilepsi tedavisinde bilinçli olarak kullanılmakta, hatta kanser tedavisinde bile denenmekte.

 

İnsülin

beslenme ve diyet döngüDüşük karbonhidratlı beslenme, ketojenik beslenme, düzenli açlıktan bahsettik. Aslında tüm bu farklı yaklaşımların buluştuğu ortak bir amaç var. Geleneksel beslenme yöntemimizle ortaya çıkan döngüyü kırmak.

Bu döngüdeki tetikleyici insülin. İnsülin, kandaki şeker miktarını düşüren, yağ depolama mekanizmasını çalıştıran ve yağ yakma hormonlarının salgılanmasını engelleyen bir hormon. Uzun vadede, insülin ne kadar çok salgılanırsa hücreler de o kadar duyarsız hale gelir insülin direnci oluşmaya başlar, diyabet ve obeziteye kadar giden yolculuk başlar. Bu nedenle insülin salgımızı minimuma indirmemiz gerekmekte.

Grafikte göreceğiniz üzere, yağ tükettiğimizde kan şekeri ve insülin seviyesi ideal halini almakta. İşte ketojenik, düşük karbonhidratlı beslenme ve slow-carb tarzı diyetlerin de aslında çıkış nedeni bu diyebiliriz. İnsülin salgılanmadığında yağ yakma hormonları salgılanmakta, karaciğerde yağ yakma metabolizması çalışmakta ve vücut ihtiyacı olan enerjiyi kendisi üretmekte.

 

You Are What You Eat

Biraz düşününce aslında yediklerimizin hayatımızda ne kadar büyük rol oynadığını anlayabiliriz. Aldığımız besin, vücudumuzun yakıtı, tüm fizyolojik süreçlerimizin anahtarı. “Ama her şey mi yediklerimizle alakalı? Bizim duygularımız, düşüncelerimiz de var.” mı diyorsunuz? Duygularımız, mantığımız, düşüncemiz bize fizyolojik olgular gibi gelmese de aslında hepsi başta hormonlar olmak üzere fizyolojimizin bir sonucu. Dolayısıyla yediklerimiz, neredeyse genetiğimiz kadar bizi biz yapan temel unsurlardan birisi. Bu nedenle midenize ne koyduğunuzu bir kez daha düşünün.

Tekrar hatırlatalım, bu kısa yazıda bu konuyu tüm yönleriyle ele almamız mümkün değil. Bu nedenle, okuyun, araştırın, doktorunuza sorun. Bize sormak istediğiniz bir şey olursa ya da görüşlerinizi iletmek için bize e-mail atın. Yazımızı beğendiyseniz paylaşın. Bir sonraki yazımıza kadar mutlu kalın.